
NTVSPOR 25 Aralık Cuma 24:00 . Bundan daha güzel ne olabilir ki? Ertesi gün iş yok uyumadan izlenebilecek bir maç. Üstelik belkide regular season'da izlenebilecek en iyi maçlardan biri olacak. Heyecandan yerimde duramıyorum.

Nadal'a ne oluyor. Geçirdiği muteşem 2008 sezonundan sonra dünya sıralamasında 1 numaraya yükselen Nadal için 2009 sezonu kabus gibi başladı ve hala toparlanamadı. Sonunda dünya sıralamasında 1 numarayı Federer'e bırakmak zorunda kaldı. Kritik sayılırda büyük baskı hissettiğini söyleyen genç tenisçi 2010'da Federer'den 1 numarayı tekrar alacağını söyledi.


NBA'i bırakıyorum. Her zaman basketbolu bıraktığım zaman, takımıma yeterince katkı veremediğim için bırakacağımı düşünmüştüm. Ama şu anki durum öyle değil. Hala en yüksek seviyede mücadele edebileceğimi biliyorum. Emekli olmam, eşim ve çocuklarımla daha çok zaman geçirmeme imkan sağlayacak.
Bu sezon ikinci kez liderliğe yükselme şansını geri çevirdi. Bunu hep yapıyoruz! Yaratıcılıktan uzak adamların yanyana geldiği bir orta sahada gol kelimesini çoğul yapmak zor oluyor . G.Saray orta sahada bugün sadece mücadele etti , top tutmadı ,daha doğrusu tutamadı. Haftalardır tel tel dökülen Ayhan'ın kötü oyununa bir yenisini daha eklemesi , Elano'nun her zamanki gibi amaçsızca sahada debelenip durması beraberliğin sebeplerinden . Çalışkan Kewell markaj altında kaldı genelde, ama tek tük pozisyonlarda gene de onun adı vardı . Nonda'nın ayaklarında, kelepçe , pranga , büyü , romatizma , düztaban , mantar vs...olunca koşmuyor işte! Keita'da oyuna çok geç girdi. Ali Sami Yen'de uzun zamandır G.Saray'ın maçın genelinde oyunu domine edemediği bir maç izlememiştik; oldu. Manisalı oyuncular 90 dakikaya yayılan disiplin anlayışından ve presten zerre kadar ödün vermedi . Golü de bireysel bir hatadan yediler zaten. G.Saray her zamanki gibi duran toplardan golü kalesinde buldu. Golde maç boyunca ha geldim ha geliyorum dedi be! İstanbul'un 2 büyüğü bu hafta Kartal'a çalıştı , lige heyecan geldi ; bize de daral ...
Tottenham - Wigan maçının ilk yarısı sadece (!) 1-0 bitmiş. İkinci yarıda tam 9 atılmış .Tottenham ikinci golünü 55.dakikada bulmuş . Yani sizin anlayacağınız 55 ile 90. dakikalar arasında oynanan 35 dakikada tam dokuz gol var . 35 bölü 9 eşittir 3.88 . Yuvarlak hesap yapalım, ortalama her 4 dakikada bir gol görmüş White Hart Lane ahalisi . Bu Peter Crouch ta ne ballı adammış ayrıca , Liverpool'da oynarken Beşiktaş'la 8-0 biten maçta da bu maçta da forma giydi ve gollerini attı. Adamın bol gollü anıları oldu . Premier League tarihinde Newcastle'lı Alan Shearer ve M.United'lı Andrew Cole'dan sonra 90 dakikada 5 gol atan bir başka isim de Defoe olmuş bu arada ...

Ben tam herhalde artık 'Pulp Fiction'dan daha eğlendirici film yapılamayacak' diye düşünürken Quentin Tarantino kendisini aştı ve beni şaşırtan bir filme imza attı. Sadece ismiyle bile sinema tarihine geçmeye layık olan 'Inglorious Basterds' filmi, direktörünün sinema aşkı, teknik hakimiyeti ve sadece seyirciyi şaşırtıp eğlendirmeye odaklanmış duyarlılığı ile insanda tam bir keyif fırtınası etkisi yapıyor. 



Elano bir dönem harika işler yapıyordu Manchester'da. Yüksek bonservisini umursamazcasına oynuyor, oynatıyor, atıyor ve attırıyordu. Bir Middeslbrough maçı vardır, akıllara zarar. Tuncay Şanlı da anlatabilir o maçı, eminim o günkü Elano performansı aklındadır. Eriksson'un ona tanıdığı serbestiyeti sanmıyorum ki Lucescu tanımış olsun; hem de Premier League'de. United zaferi ile başlayan 2 sezon evvelinde şampiyonluk sesleri yükseliyordu City'den, hatta belki de şimdiden daha gür şekilde. Olmazdı tabii, olmadı da. Ama aslen takımın teklediği dönem, Elano'nun sakatlandığı Kasım ayı civarıdır. Sonra Johnson da sakatlandı ve bir süre kendini toparlayamadı City. Dönemin patronu Shinawatra'nın da Eriksson'un biletini kesişi bu zamana rastlar. Uygulama gecikse de karar bu süreçte alınmış olmalı. Ireland, bu süreç için ''Elano o dönem her şeyden kolayca sıyrılıyordu, dürüst olmak gerekirse bu (Eriksson'un takımı) adeta Elano'nun (hükmettiği) dünyasıydı.'' diyor. Eriksson'un işine gösterdiği özeni Mark Hughes ile kıyaslıyor ve Elano'nun Eriksson zamanındaki hem saha içi hem de saha dışı serbestiyetin Hughes tarafından elinden alınmasından memnun olmadığını, Mark Hughes'ün çalışma şartlarına adapte olmak adına hiçbir çaba sarfetmediğini söylüyor. Elano ile kişisel bir sorunu olmadığını belli eden cümleleri de var, ayrıca bu sözler yazarın ''Man City'deki gruplaşma sorunu'' tezine argüman olarak kullanılıyor. Ortada kin kusma durumu yok yani. Santos'ta beraber oynayan Robinho-Elano ikilisinin ve bunlara katılan Jo'nun takım içerisinde apayrı bir grup olduğu, Mark Hughes'ün ilk olarak bu kömün ile başetmeye çalıştığından ve takımı kontrolüne alabilmek adına zaman ihtiyacı olduğundan bahsediliyor. Çok doğrudur. Elano gittiğinden veya forma alamadığından bu yana Robinho'nun iyi maçını hatırlamıyorum. Jo zaten kulüpten uzaklaştırıldı, artık City of Manchester'a dönmesi zor görünüyor. Elano da Ireland'ın bahsettiklerinde genel görüntüde tamamen bağımsız olarak, forma bulamayacağı Man City'den Güney Afrika hayalini gerçekleştirmek üzere ayrıldı. Artık Mark Hughes'ün önünde daha başka sorular ve sorunlar var.






Tamamen doğu kültürüne ait özellikler taşıdıklarımız. Gerek futbol takımı gerekse basketbol takımı aynı karakteristik özellikleri taşımakta. Bu iki takımda asla frene basmamalı çünkü oyunu tutmayı aklımıza soktuğumuz anda bunu rakibimizi cesaretlendirecek şekilde yapıyoruz. Korkmuyoruz ama korktuğumuzu hissettiriyoruz. İster istemez rakip cesaretleniyor ve üzerimize karabasan gibi çöküyor. Rakip kim olursa olsun üzerine gittiğimiz taktirde geri adımı mutlaka attırıyoruz. İki spor dalı içinde geçerli bu özellikler. Dedimya Doğu kültürü...






Farklı bir adam Rijkaard. Ne olursa olsun oyuncusuna saygı duyuyor ve özgürlüğünü kısıtlamıyor. Bu yaklaşımı algılayamayan Eto'o var birde onu başka bir yazımda değerlendireceğim ancak Rijkaard'ın yaklaşımını anlayan iki adamın söylediklerine bakalım. Gudjohnsen bir röportajında aslında onun futbola bakışını çok iyi anlatıyor. 'Maç öncesi bize 'Yaptığınız işten zevk alın' derdi. Ne olursa olur, kazanırsınız, kaybedersiniz. Ama bugün sizi izlemeye gelen 100 bin kişiye muhteşem bir gece yaşatmak için elinizden geleni yapın. Bu geceyi unutmasınlar.'
3 gün önce yani 29 Ağustos'ta , binlerce kişi organize olup, dünyada belirli alanlarda toplanarak Michael Jackson'ı, onun gibi dansederek andılar. Toplanılan yerler arasında Eyfel Kulesi'nin önü, New York'taki Brooklyn Parkı gibi alanlar vardı. Çok güzel ve çok anlamlı kutlamalar olmuş gerçekten.
Merak etmeyin Milli takım ile alakalı değil. Bucks'taki bir gelişmeyi aktarıyorum. Hakim Warrick'e 1 senelik kontrat imzalatacaklarmış. Ersan ile birlikte 3 ve 4 numaralı pozisyonlarda süre almak için çekişecekler. Warrick fiziksel yetenekleriyle Ersan ise basketbol zekası, üstün rebound sezgisi ve şut yeteneği ile farklı bir bakış açısı yaratabilir koç Skiles için. Bana göre Ersan'ın tek dezavantajı var. NBA'deki kısa forvetleri gözönüne getirdiğimizde Ersan birazcık güçsüz kalıyor. Eşleşmelerde geri adım atmaması gerek ve üzerine gitmesi gerekiyor. Çok şey bekliyorduk senden Ersan fakat yaşadığın sakatlıklar ne yazık ki yolunu tıkadı. Herşeye rağmen Avrupa ligini bu haliyle bile domine edebilen bir Türk'ten bahsediyoruz. NBA'deki kaderi göstereceği performansa göre çizilecek. Bekleyip göreceğiz.
Öncelikle defansımızı beğendiğimi söyleyemeyeceğim. Hırvatistan, içeriden, dışarıdan, pick & roll'dan, birebir oyunlardan kısacası basketbolda aklınıza gelebilecek bütün oyunlardan sayı buldu. Hele maçın en kritik topunda yaptığımız savunma evlere şenlikti. Maçta hoşuma giden Ömer Aşık'ın savunmasıydı. Ersan 4. çeyrek boyunca kayıptı. Hidayet'in takım arkadaşlarını oyuna sokma adına verdiği çaba diğer oyunculardan destek gelmeyince sonuçsuz kaldı. Ender konusuna gelecek olursak milli takımı yönettiğini düşündükçe basketboldan soğuyorum.
Berlin'de düzenlenen Dünya Atletizm Şampiyonası'nın en çok tartışılan konularından birisi bayanlar 800 metre şampiyonu Caster Semenya'nın cinsiyeti. Uluslararası Atletizm Federasyonları Birliği'nin (IAAF) bu sporcu için cinsiyet testi istemesi ve yaptırması özellikle ülkesi Güney Afrika'da tepki topladı.

ginger bob ve harry the dog‘a bize millwall’u anlatır mısınız diyorlar. ginger bob aralarda sık sık düşünme molaları alarak daha önce tasarlanmadığı herhalinden belli olan monoloğuna girişiyor. "2 kırık elmacık kemiği, 12 diş, kırık bir çene, kırık bir burun, 4 kırık kaburga ve iç kanama. millwall budur."
maçı izlerken aklıma euro 2008 türkiye'sinden bir kesit izliyormuş gibi hissettim.son maçında hem de kendi evinde ligin dibindeki takıma karşı büyük bir hezimet yaşanmış, skibbe'nin kellesi gitmiş, yönetimin kredisi biranda düşmüş.incecik bir ipin üzerinde dengede durmaya çalışıyor ve karşında hiç yenemediğin bir bordeaux var. en önemli iki oyuncusunu oynatmasa bile bu kırılgan yapı galatasaray için yeterince zor.üstüne bir uefa tarihinin en erken gollerinden birini yiyorsun.yetmiyor, takımın temel direklerinden mehmet topal sakatlanarak maçı tamamlayamıyor.buradan ayağa kalkıp skoru 3-1 yapmak muazzam.tarihi bir geri dönüş.kewell'ın golü bir başka. sonra 2 dakikada yenilen 2 golle 3-3 olan ve gitti denilen bir tur.bir hamle ve 2. geri dönüş.takdire şayan.real madrid maçından bu yana ali sami yen'in böyle bir geri dönüşü ve duygu selini avrupa'da gördüğünü sanmıyorum. ve ne ilginçtir ki bu maçın kahramanı da fatih akyel gibi bir sağ bek.sabri sarıoğlu.o da fener'e gitmez umarım diyerek bağlayalım bu kısmı. yazıma son vermeden barış özbek'i konuşmadan olmaz. belkide çok pas hatası yaptı bu yüzden kötü oynadığınıda düşünebilirsiniz ancak barış takımın itici gücü, mücadelesini izlerken gözlerime inanamıyorum. sarfettiği efor alkışa şayan. kazanırken en önemli rol onda değildi ama geride olduğumuz sürelerde takımı iten ve direnişi başlatan bir devrimci gibi ayakta kalmayı başardı. galatasaray'ın 9 yıl önce aynen böyle başlayan bir hikayesi var umarın buda aynı o hikaye gibi son bulur.